|

MAKALE
“ELEKTROMANYETİK KİRLİLİK”
İHTİYATLILIK ve KATILIMCI DEMOKRASİ
13/5/2006 tarihli ve 26167 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe giren 5491 sayılı Yasa ile 1983 tarihli 2872 sayılı Çevre
Yasası’nın bazı maddeleri değiştirilmiştir.
Değişikliklerden en önemlilerinden biri; son yıllarda diğer ülkelere
göre ülkemizde daha bilinçsiz ve oransal olarak daha yoğun
kullanılan bazı teknolojilerin yarattığı “iyonlaştırıcı
olmayan radyasyondan kaynaklanan elektromanyetik
çevre kirliliği” konusunun, yasa kapsamına alınmış olmasıdır.
Nitekim, çevre mevzuatımızda ilk kez, bu yasanın 2 ve 3.
maddelerinde;
“İyonlaştırıcı olmayan radyasyon” ve “elektromanyetik alan”
tanımları yapılmış ve diğer çevre kirlilikleriyle birlikte bu konuda
da Çevre ve Orman Bakanlığı ve yerel yönetimlerin, gerekli hallerde
meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği
yapacakları ilkesi getirilmiştir.
Yasa’nın anılan
ek 8. maddesinde, “İyonlaştırıcı
olmayan radyasyon yayılımı sonucu oluşan elektromanyetik alanların
çevre ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin önlenmesi için
usul ve esasların, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak
Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği” hükmünün
getirilmiş olması son derece önemlidir. Ancak, anılan yönetmelik
henüz çıkarılamamıştır.
Ayrıca, Yasanın
(20.i) maddesinde “Çevre Kanununun Ek 8.
maddesi uyarınca yürürlüğe konulan Yönetmelik hükümlerine aykırı
davrananlara (sadece) 1.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir”
hükmü yer alması da şaşırtıcıdır.
Halbuki, Ülkemizde; Elektromanyetik alan yaratan kaynaklardan GSM
Şirketlerine ait baz istasyonlarının, ayrıca kamuya ait yüksek
gerilim hatlarının bazılarının konuşlandıkları alanların
değiştirilmesi talepleriyle vb hususlarda açılmış binlerce dava
vardır. Bu davalardan bazıları kazanılmış durumdadır. En önemlisi;
rızası dışında vatandaşın yakın çevresine bir gecede dikilen baz
istasyonları, neredeyse penceresine değecek gibi görünen yüz
binlerce voltluk elektrik iletim telleri vb sebeplerden dolayı haklı
kuşkular ve küçümsenemeyecek riskler olmasıdır.
Dengeler bireyin aleyhinedir. Çünkü, elektromanyetik alan
kirliliğini büyük şirketler yaratabilir ve ölçtürmek imkanları
bireyler için son derece sınırlı ve önemli ölçüde masraflıdır.
Ankara’da, sadece Gazi Üniversitesi GNRK Merkezi gibi bazı resmi ve
özel kurum ve kuruluşlar, resmi ve özel ölçüm taleplerini karşılamak
üzere yoğun çaba göstermektedir.
Burada çok önemli olan husus, baz istasyonlarıyla ilgili tek yetkili
kurum olan TELEKOMİNİKASYON Kurumu; GSM şirketlerine hem tahsisi
yapan, hem güvenlik sertifikası veren, hem de denetleyen, kısaca
malı üreten, satan, sattıran ve denetleyen durumundadır. Bu durum ve
Türkiye’de otuz bin civarında olduğunu tahmin ettiğimiz baz
istasyonlarının (edindiğimiz bilgiye göre) 700 civarında elemanla
denetlenmeye çalışılması, Kurumun verdiği neticelerle ilgili
kuşkulara neden olmaktadır.
Hele,
yüksek gerilim hatlarının meskun mahallerde yarattığı ve daha da
vahim bir durum arz eden elektromanyetik kirlilik için bireyin
başvurup netice alabileceği bir muhatap ise maalesef yoktur.
İl
Mahalli Çevre Kurulları bu konuda işlevi bürokratik işlemlerin
tamamlanması gibi görülmektedir.
Elektromanyetik Kirlilikte, Vatandaşa Muhatap; Yasa ile açıkça
belirlenmediğinden İlgili Kamu Kurumları görev ve sorumluluk
üstlenmekten kaçınmaktadırlar.
Bu
yüzden, insanların bu günkü sağlığı kadar torunlarının da sağlığını
ve genetik yapısını etkileyebilecek olan elektromanyetik alan
kirliliği yaratılmasının 1.000 YTL para cezası ile geçiştirilmesi;
konunun yeterince önemsenmediği veya çeşitli sebeplerle
önemsenemediği izlenimini doğurmaktadır.
Özetle, kaynağı itibarıyla tasnifi ve tanımı dahi yapılmadan “elektromanyetik
kirlilik yaratma suçu” için idari yaptırımı sadece 1000 YTL olarak
belirlemek ve üstüne üstlük uygulanabilmeyi zararın bireyler
tarafından kanıtlanması şartına bağlamak; cirosu trilyonlar olan
şirketler karşısında “dostlar alışverişte görsün” demektir.
Bu durumda,
ihtiyatlılık ve katılımcı demokrasi ilkeleri esas alınmalı ve bu
ilkeler çerçevesinde, TBMM’inde ivedilikle bireyin korunmasına ve
sivil toplum örgütlerinin katılımına uygun yasaların çıkarılması
sağlanmalıdır. M. Ramazan ÖNGÖRE - ÇEKOD Başkanı |